Türk Tarihi

Asya Hun Devleti’nin Kuruluş ve Çöküş Süreci – 1

Han Sülalesi Çin tarihinde çok önemli bir yer işgal etti. Öyle ki, Çin medeniyetine Han medeniyeti denildiği gibi, Çin’de yaşayanlara Han-ren (Çinli) ismi verildi ve yazı Han-zi (Çin yazısı) olarak tanındı.

Han Sülalesi’nin ilk kuruluş dönemlerinde ekonomik ilerleme esas alındı. Nitekim sülalenin kurucusu Liu-bang, ekonomiyi canlandırmak için ordunun dağıtılıp askerlerin evlerine dönmesini ve çiftçilik yapmasını emretti. Halkın uzun süre bedelsiz çalışma mecburiyetini kaldırdı. Savaş döneminde kaçanların kendi yurtlarına dönerek ziraatçılık yapmalarını sağladı. Çok sayıda köleyi azat etti. Ayrıca sosyal ve ekonomik açıdan yenileşme faaliyetlerinin o sıralar oldukça güçlü olan Hun akınlarıyla akamete uğramaması için, onlara değerli hediyeler gönderip dünürlük tesis etti. İlaveten siyasi ve askerî ihtiyaçlardan dolayı aynı soydan olmayan beylikleri yok edip akrabalarını bey olarak tayin etti. Böylece ülke içerisinde her alanı kontrol edebilen güçlü bir merkezî yönetim oluşturmaya çalıştı.

Çin’de değişim yaşanırken Tanhu Mo-tun’un Asya coğrafyasının en büyük askerî gücü haline getirdiği Asya Hun Devleti, bu konumunu M. Ö. 140 yılına kadar muhafaza etti. Bu arada ekonomik refah ve zenginliğin getirdiği zafiyetler ile Çinle yakın ilişkiler sonucunda değişen alışkanlıkların özellikle askerî ve siyasi alandaki menfi sonuçları belirli bir süre hissedilemediyse de, M. Ö. 140 yılında Çin tahtına Wu-di’nin çıkması Hunlar ve Çinliler açısından yeni bir dönemin başlangıcı ve Hunların zayıflamaya başlayarak uzun sürecek gerileme ve çöküş sürecine girmelerine neden oldu. Çin tarihinin önemli imparatorlarından birisi olan Wu-di, tahta çıktıktan sonra ülke dâhilinde devleti siyasi ve ekonomik olarak güçlendirmek, asayiş ve birliği sağlamak, hariçte ise topraklarını genişletmek gayesiyle yeni düzenlemeler yaptı.

Çin İmparatorluğu M. Ö. 140’ta sadece asıl Çin’den ibaretti ve ülke, her biri kendi hükümdarı tarafından yönetilen tabi eyaletlere bölünmüş olduğu için birçok feodal özellikler gösteriyordu. Böyle olmakla beraber merkezî hükûmet büyük çoğunlukla zadegân mensuplarından meydana geliyordu. Wu-di bütün bunları değiştirdi. Tabi eyaletleri kaldırdı ve her eyaleti merkezî hükûmetin yönetimine aldı. Beylerin nüfuzunu tamamen yok etti. Ayrıca Konfuçyuzim’a büyük önem vererek halkta düşünce birliği sağlamaya çalıştı. Bu politikanın sonucu olarak, Han Hanedanlığı’nın kuruluşundan beri ilk kez Çin keyfiyet ve ad olarak tam bir krallık haline geldi. Wu-di topraklarını genişletmek için gayret gösterdiği kadar, ülkedeki gücünü pekiştirmeye de çaba sarf etti. Çin’in güney batı bölgelerini ele geçirdi. Çin’in güneyindeki Min-yue, Nen-yue ve Dong-yue bölgelerindeki Yue-renleri (Yueliler) mağlup ederek Çinlilerin barış içinde yaşamasını sağladı. Kuzeyde yaşayan ve Çinliler için en büyük tehlike olan Hunları mağlup edebilmek için yeni politikalar oluşturdu. Özellikle bozkır şartlarına uygun Hun tarzında hafif süvari birlikleri kurdu. O zamana kadar Hunlara karşı hep savunmada kalan Çin Devleti, Wu-di ile birlikte saldırı siyaseti takip etmeye başladı. Hunlara karşı harekâtı tek başına yapmaya cesaret edemediğinde müttefikler bulmaya çalıştı. Bunu gerçekleştirmek için de M. Ö. 138 yılında Cang-çien’i Yüe-çi’lere elçi olarak gönderdi. Cang-çien’in vasıtasıyla Yüe-çilere, Hunlara karşı birlikte saldırmayı teklif etti.

İmparator, Yüe-çi yardımını beklerken Hunlarla görünüşte dost kalmanın gerekli olduğunu düşündü. Bunun için aradaki barış ve dostluk anlaşmasını yeniledi. İpek ve kadifeden oluşan armağanlarla Tanhu’nun haremine bir Çin prensesi gönderdi. Aradan 5 yıl geçmesine rağmen, Cang-çien’den hiçbir haber alamayan imparator batıdan gelecek yardımdan ümidini kesti. Hunları yenecekse bunu Çin’in tek başına yapması gerektiğine kanaat getirdi. Bununla beraber Hunlara karşı açıkça meydan okumayı göze alamadığından hile ile zafer elde etmeyi tasarladı. Hazırlanan plana göre Tanhu ve maiyeti kuzey sınırlarındaki küçük Ma-yi Kenti’ne veya At Kenti’ne gitmeye kandırılacak ve yapılacak saldırıyla orada ya tutsak edilecek, ya da öldürülecekti. Hun sarayına sözde Hunlarla kadar birliği yapmak isteyen Ma-yi Kenti yerlisi küçük bir tüccar gönderildi. Adam kentte depolanmış değerli mallardan söz ederek, hem kenti hem de malları büyük bir kolaylıkla ele geçirebilmelerini sağlamak için kendilerini kente götürmek üzere rehberlik etme teklifinde bulundu. Tanhu Kün-çin hemen tuzağa düştü. 100.000 kişilik ordu ile Ma-yi üzerine yürüyüşe geçti. Bu arada 300.000 kişilik Çin ordusu ülkeyi çevreleyen değişik yerlerine gizlenmiş, sessizce Hunların hedeflerine ulaşmalarını bekliyordu. Bir süreliğine Çin stratejisinin başarılı olacağı ve Hun ordusunun tam bir çember içine alınacağı umudu belirdi. Ancak Ma-yi’ye birkaç mil kala Hun Tanhusu birden bütün ovalara hayvan sürüleri yayılmış olduğu halde sürülere göz kulak olacak hiçbir çobanın görünmediğini fark etti. Durumdan şüphelenerek ileri yürüyüşü durdurdu ve küçük bir askerî ileri karakola saldırarak oradaki görevliyi ele geçirdi. Görevli Çinlilerin hileli planını Hunlara açıkladı. Bunun üzerine Tanhu ordusuyla geri dönerek kuzeye geri çekildi. Çin kuvvetleri peşlerine düşmelerine rağmen bir sonuç elde edemedi. Bu olaydan sonra Çin ile Hun İmparatorluğu arasında bütün köprüler atıldı ve yıllarca iki kavim arasında savaş eksik olmadı. Bu savaşlar iki tarafta büyük kayıplara yol açtı.

M. Ö. 127 yılında Çin kuvvetleri, Hunlar için psikolojik ve ekonomik ehemmiyeti olan Ordos bölgesini ele geçirdi. M. Ö. 126’da Tanhu Kün-çin’in ölmesi Hun Devleti’nin belirgin bir şekilde çözülme ve bozulma eğilimlerini ortaya çıkardı. Bununla beraber yerine oğlunun geçmesi gerekirken, darbe sonucu kardeşinin çıkması da Hunlar arasında büyük huzursuzluğa ve karışıklığa sebep oldu. Artık birbiri ardınca kifayetsiz ve dirayetsiz kimseler Hun Tanhusu oldu. Hükümdarlıkları çok kısa sürdü. Ülkenin iç işlerinde ve savaşlarda sağlam bir politika yürütülemez hale gelindi. Devletin zayıfladığı M. Ö. 140–87 yılları arasında Çin’de sadece bir imparator hüküm sürürken, Hun ülkesinde Tanhuluk tahtını Kün-çin dışında söz edilmeye değmeyen 7’den fazla kişi işgal etti. Bu liyakatsizlik devletin birçok kademesinde kendini göstermeye başladı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir