Türk Tarihi

Ahilik

Eğitim, iyi insan yetiştirme amacına hizmet etmektedir. Çoğu zaman öğretim ile birlikte anılmaktadır. Eğitimin
bir tanımı da taklit yolu ile davranış edinme, çevresel (dıştan gelen) etkenlerle bilgi ve beceri kazanma
ve kazandırma süreci olarak karşımıza çıkmaktadır. Selçuklularda ahilik adı verilen esnaf örgütlenmesi, bu
özellikleri taşımaktaydı. Ahilikte gaye; doğudan, Asya’daki büyük ve uygar Türk şehirlerinden gelen çok sayıdaki
sanatkâra iş bulmak; onların yerli Bizans sanatkârları ile rekabet edip tutunabilmeleri için yaptıkları
malların kalitesini korumak, üretimi ihtiyaca göre ayarlamak, ayrıca sanatkârlara olumlu tutum ve davranışlar
kazandırarak mesleklerinin inceliklerini öğretmek idi. Üyelerin korunması, ortak fiyatların belirlenmesi, çalışamayacak
durumda olanlara yardım edilmesi, paranın bir amaç değil araç olması da ahiliğin temel ilkelerindendi.
Siyasi otoritenin bu kurumlar üzerinde herhangi bir denetimi yoktu.

Kurucusu Ahi Evran olan ahiliğin kökenleri, eski Türk devletlerine kadar dayanır. Ahilik, eğitimin doğumdan
ölüme dek devam eden bir süreç olduğu ve eğitimde ezberciliğin değil yaparak, yaşayarak öğrenme ilkesinin
uygulandığı bir kurumdu. Ahilikte yamaklıkla başlayan eğitim; çıraklık, kalfalık, ustalık aşamalarından
oluşurdu. Ahiler, okuma yazma öğrenir ve mesleki eğitimden geçerlerdi. Bununla birlikte Türkçe, Arapça,
Farsça, matematik, tarih, din, spor ve müzik gibi pek çok alanda eğitilerek yüksek karakterli insan olmak
üzere yetiştirilirlerdi.

Bir Ahi Öyküsü: Papucu Dama Atılmak

“Pabucun dama atılması” deyimi, yaklaşık
sekiz asırdan beri Müslüman Türkler arasında
kullanılmaktadır.

Ahiliğin kurucusu, esnaf ve sanatkârların
piri olan Ahi Evran; ayakkabıcı esnafının bulunduğu
çarşıdan geçerken onların yaptığı
ayakkabıları inceler ve hileli gördüklerini dama
atarmış. Böyle bir olay meydana geldiğinde
haber hızla esnaf arasında yayılır, “Falanca
ustanın pabucu dama atıldı.” denilirmiş. Pabucu
dama atılan usta utancından haftalarca
insan içine çıkamaz, kimsenin yüzüne bakamaz,
kendini affettirmek için elinden gelen her
şeyi yaparmış. Çoğu zaman bunlar kâfi gelmez,
terkidiyar (göç) etmek zorunda kalırmış.
Burada en önemli husus, Ahi Evran’ın bir
esnaf temsilcisi olmasına rağmen esnafı en
ağır şekilde cezalandırmaktan çekinmeyişidir.

Bu durum, belki de bir meslek örgütünün güçlenmek
için kendi üyesini cezalandırarak otokontrol
yöntemi kullanmasının ilk örneğidir. Bu
modern yöntemi sekiz yüz yıl önce kullanan
ahi birlikleri, yüzyıllarca Müslüman Türk toplumunun
ekonomik, sosyal ve kültürel hayatında
önemli bir rol oynamış; esnaf ve sanatkârların
toplum içinde hak ettikleri mevkiye gelmelerini
sağlamıştır. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir