İslam ve Diğer Dinler Tarihi

Abbasiler Yönetiminde Mevali Ağırlığı

Emeviler, Arap milliyetçiliğini ön planda tutan
bir yönetim anlayışına sahipti. Yönetim kadroları
daha çok Emevilerin veya Arapların elinde idi.
Arap olmayan Müslümanlar (mevali), ikinci sınıf
vatandaş muamelesi görüyorlardı. Prensip olarak
tüm Müslümanların eşit haklara sahip olması beklenirken
uygulamada durum farklıydı. Mesela Arap
olmayan Müslümanlardan daha fazla vergi alınmaktaydı.
Hatta gayr-ı müslimlerden alınan cizye vergisi,
Müslümanlardan da istenmekteydi. Diğer taraftan
Araplar savaşlara süvari olarak katılırken diğer
Müslümanlar piyade olarak görevlendirilmekte ve
savaş ganimetlerinden Araplara göre daha az pay
almaktaydılar. Bu uygulama, Ömer bin Abdülaziz
tarafından kaldırıldı. Onun ölümünden sonra uygulama
yeniden başladı.

Abbasiler, bu katı Arap milliyetçiliğini terk
edip Arap olmayan Müslümanlara da önem verdiler.
Mevali, Araplarla eşit haklara sahip oldu. Hatta
Araplardan daha imtiyazlı duruma yükseldi. Devlet
kurulduğunda, yönetimde çok önemli makamlar,
mevaliden bazı kimselere verildi. Örneğin Abbasiler
hareketinin en güçlü isimlerinden biri olan Ebu
Müslim, mevaliden idi. İlk Abbasi Halifesi Ebu Abbas,
ona çok önem vermiştir. Çünkü Abbasiler onun
sayesinde iktidara gelmişti. Halife Mansur, onun
yardımıyla bazı isyanlara son verebilmişti.

Abbasiler, Bağdat’ı başkent yaptıktan sonra Sasani yönetim biçimini örnek alarak halifelikten sonra en
yetkili makam olan vezirlik makamını ihdas ettiler. Bu makama mevali vezirler atandı. Abbasi sarayında
Farsça unvanlar kullanılır, Farsça şarkılar söylenir oldu. İran düşüncesi ve sanat anlayışı etkisini gösterdi.
Horasanlı Ebu Müslim’in öldürülmesinden sonra da mevali, Abbasi yönetiminde gücünü korudu. İran
kökenli Bermekiler buna örnek verilebilir. Aileden ilk Müslüman olan Halit Bermeki, Halife Ebu Abbas tarafından,
gayr-ı müslimlerden alınan vergilerin toplandığı Divanü’l-Harâç ve asker maaşlarıyla ilgili kurum
olan Divanü’l-Cünd’ün başına getirildi.

Halit’ten sonra Bermeki ailesinden Yahya Bermeki, Azerbaycan valisi oldu. Ünlü Abbasi halifesi Harun
Reşit, tahta geçince onu vezir tayin ederek kendisinden sonra ülkenin en güçlü yöneticisi konumuna yükseltti.
Yahya, on yedi yıl vezirlik yaptı. Yönetimde mutlak bir iktidara ve yetkiye sahipti. İki oğlu Fazıl ve
Cafer de yönetimde söz sahibi oldular. Fazıl, doğu vilayetlerinin, Cafer ise batı vilayetlerinin valisi olarak
görev yaptı. Böylece Bermeki ailesi ülkenin taşra yönetimine de hâkim olmuştu.

İranlı mevalinin yönetimdeki bu ağırlığı, Arapların tepkisine yol açmaktaydı. Araplar, Harun Reşit’in oğulları
Emin (809-813) ile Me’mun (813-833) arasında çıkan savaşta, annesi İranlı olan Me’mun’a karşı annesi
Arap olan Emin’in yanında yer aldılar. Bu savaştan Me’mun’un galip çıkması, Arapların yönetimden tamamen
uzaklaştırılmalarına sebep oldu. İran kökenli kişiler vezir ya da komutan olarak yönetime ağırlıklarını
koydular. Halife Harun Reşit, Bermekilerin yönetim için tehlike oluşturduklarını fark etti. Bir bahane ile 803
yılında Bermeki ailesini yönetimden tasfiye etti. Böylece doğabilecek bir karışıklığı aldığı tedbirlerle önlemiş
oldu. Harun Reşit Devri (786- 809), Abbasi Devleti’nin en parlak dönemi olarak kabul edilir.

Türkler de Abbasiler dönemi’nde oldukça etkin bir konuma yükseldiler. Türkler, özellikle Me’mun
dönemi’nden itibaren yönetimde söz sahibi olmaya başladılar. Me’mun, halifeliğinin ilk yıllarında büyük
ölçüde İranlıların desteğine dayanmaktaydı. Ancak sonra İranlıların idarede çok etkin duruma gelmeleri
üzerine, bunları bir şekilde dengelemek istedi. Fakat Araplara da güven duymadığı için Türklerin yönetimdeki
gücünü artırma yoluna gitti. Halifeliğinin son yıllarında ordudaki Türklerin sayısı on bini buldu ve
komuta heyetinin çoğunluğu Türk komutanlardan oluştu.

Me’mun’un ölümünden sonra kardeşi Mu’tasım da Türklerin desteği sayesinde halife oldu. O da çeşitli
Türk ülkelerinden çok sayıda birlik getirerek ordunun büyük bir kısmını Türklerden oluşturdu. 836 yılında
Samarra şehrini kurarak Türk birlikleriyle beraber halifelik merkezini oraya taşıdı. Böylece 892 yılına kadar
sürecek olan “Samarra Dönemi” başlamış oldu. Bu süre içerisinde Türk komutan ve askerler, yönetim
kadroları üzerinde ağırlıklarını iyice gösterdiler. Türkler, Mütevekkil’den itibaren halife seçimlerinde etkin
rol oynadılar. Halifeler de Türk baskısından kurtulmak için çareler arıyorlardı. Çözüm olarak 892 yılında
hilafet merkezi yeniden Bağdat’a taşındı. Ancak Bağdat’ta da devlet erkanı arasında rekabet sürdü. Halife Razi, adeta halife yetkileriyle donattığı Muhammed bin Raik el-Hazari’yi 936 yılında “emirü’l-ümera”
tayin etti. Bu tedbir de sonuç vermedi. İmparatorluk artık gücünü kaybetmiş ve parçalanmıştı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir