31 Mart Olayı, Vakası veya Hadisesi

31 Mart olayı, isyanı, ayaklanması, hadisesi veya vakası olarak tarihe yansıyan olayı, neden ve sonuçlarını analiz ettik, iyi okumalar.

31 Mart Olayı Nedenleri Nelerdir?

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin, İkinci Meşrutiyet’in ilanından evvel vaat ettiği birçok sözü yerine getirmemesi, yönetimde etkin olamaması ve halkın geçmişten gelen sıkıntılarının devam etmesi toplumsal ve siyasi tansiyonu iyiden iyiye yükseltmişti.

Durumun daha da kötüye gitmesiyle beraber halk arasındaki tepkiler gittikçe artıyordu. Bu suiistimale açık, tepki ve rahatsızlık ortamından faydalanmak isteyen farklı grupların da dahil olmasıyla birlikte, yeni bir toplumsal bölünme ve çatışmanın içine sürüklenmek kaçınılmaz oldu.

31 Mart Hadisesinin meydana gelmesini tetikleyen başka bir neden ise; ordu içerisinde gerçekleştirilen düzenlemelerdir. Orduda yapılan birtakım düzenlemeler özellikle alaylı subayları rahatsız etmişti.

Ordu içindeki askerler, haklarının yenildiği düşüncesine kapıldı. Harbiye mezunu olmayanların subay olamayacağı ile ilgili haberler askerler arasında ciddi bir memnuniyetsizlik doğururken İttihatçı genç subay ve askerlerin gusül işini talimden kaçmak olarak yorumlamaları ve bu duruma müsaade etmemeleriyle birlikte dini hassasiyetler karşısında ciddi bir tutum sergilememeleri de buna eklendi.

Askeri hiyerarşik yapının bozulmasıyla birlikte cemiyetin idari ve siyasi müdahaleleri ordu içindeki subaylar aracılığıyla yapılıyordu. Bu durum da ordunun siyasete karışmasını hızlandırdı. Ordu, siyasal bir mücadele merkezi haline gelirken bu durum cemiyete muhalif isimler ve halk içerisinde rahatsız bir ortam yarattı.

31 Mart Hadisesinin cereyan etmesine neden olan başka bir sebep; 5 Ekim 1908 tarihinde Bulgaristan Prensi Ferdinand’ın bağımsızlığını ilan etmesi, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun Bosna-Hersek’i ilhakı ve 6 Ekim’de Girit’in Türkiye’den ayrıldığını ve Yunanistan’a bağlandığını bildirmesi oldu.

31 Mart Hadisesinin, meydana gelerek olayın büyümesine sebebiyet veren en önemli neden İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne sorun çıkartan Kamil Paşa Hükümeti oldu. 13 Ocak 1909 tarihinde tam güvenoyu alan Kamil Paşa Hükümeti, meclisteki bu nüfuzundan yararlanarak İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni nüfuzu altına almaya çalıştı. Kamil Paşa, cemiyetin meclis içerisindeki hâkimiyetini azaltarak askerlerin siyasete dahil olmasını önlemeye çalışıyordu. Kamil Paşa ilk olarak İstanbul’a gelen Avcı Taburlarını, Padişah’a karşı darbe hazırlığı içerisinde olduğu gerekçesiyle Makedonya’ya geri göndermeye karar verdi.

31 Mart Ayaklanması Hazırlık Dönemi

Ordu üzerinde nüfuzunu artırabilmek adına 10 Şubat’ta iki adamını Bahriye ve Harbiye Nazırlığına atayan Kamil Paşanın bu girişimleri siyasi krize neden oldu. İttihatçılardan yana olan nazırlar istifa etmeye başlarken Tanin Gazetesi “Hükümet Darbesi” başlıklı yayınlar yapmaya başlamıştı. Bunun üzerine İttihat ve Terakki Cemiyeti, Kamil Paşa Hükümeti’ni bir güven oylaması sonucunda 12 Şubat’ta azlettirdi ve yerine Hüseyin Hilmi Paşa Hükümeti kuruldu.

Hüseyin Hilmi Paşa Hükümetinin kurulmasıyla İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin hükümet içerisindeki etkinliği ve siyasi nüfuzu güçlendi. Bu netice hükümete karşı iki güçlü muhalefet yapısının doğmasına sebebiyet verdi. İlk muhalefet Ahrar Fırkası’ndan geldi. Kamil Paşa’nın desteğinden yoksun kalan fırka, İsmail Kemal liderliğinde İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne karşı sert bir muhalefet kampanyası başlattı. Siyasi iklime sert bir hava hâkim oldu. Şahsi saldırı ve hakaretler birbirini takip ederken Ahmet Rıza, Ahrar Fırkası’nın bu siyasi tavrını “ihanet” olarak yorumluyordu.

Muhalefet yapısının ikinci cephesini ise bazı muhafazakar çevreler, bilhassa da ulema sınıfı, medrese öğrencileri ve tarikat yapıları oluşturuyordu. Aralık 1908 tarihinde Kıbrıslı Nakşibendi şeyhi Vahdeti tarafından kurulan Volkan Gazetesi İttihatçıları dinsizlikle suçlayarak çok sert eleştirilerde bulundu.

Vahdeti, İttihatçıların yapmış olduğu yeniliklerin İslam dini ve şeriata tamamen aykırı olduğunu ve en doğru yolun şeriata harfiyen uyulması gerektiği çağrısını yaparken Meşruti rejimi, şeytani rejim olarak niteliyordu. Tüm bunlar karşısında Vahdeti, Osmanlı Devleti’ndeki muhafazakâr kesimi ve alaylı askerleri yanına çekti.

Meşrutiyet’in içinde bulunduğu durum, gerek muhafazakar kesim gerekse Ahrar Fırkası kanadı için muhalefet açısında son derece elverişli bir ortamdı. İttihatçıların getirdiği devrim, yeni düzenlemelerden etkilenen memurlar, askere gitmek istemeyen öğrenciler, yerlerini mekteplilere kaptırmış olan alaylı zabitler, esnaf ve işçiler, ortada kalan eski Jön Türk militanları, kısacası hoşnutsuz grup ve hayal kırıklığına uğramış kitlenin tümü, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin dini hassasiyetleri önemsemediğini, hatta dini bir kenara attığını söylemekteydi. Bu sebeple de Volkan Gazetesi’nin yürüttüğü propaganda, toplum arasında nüfuz etmeye başlıyordu. Oldukça gergin olan siyasi ortamı patlatan olay ise liberal bir gazeteci olan Hasan Fehmi Bey’in öldürülmesi oldu.

Toplumda büyük bir yankı uyandıran cinayetin ardından İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne karşı büyük bir tepki vücut buldu. Cemiyete karşı muhalefet ettiği için Galata köprüsü üzerinde öldürüldüğü düşünülen Hasan Fehmi’nin katil veya katilleri de tutuklanmayınca halk arasında çok kötü bir etki yarattı ve aydınlar bu saldırıyı protesto etmek istedi. Henüz yeni fakülte haline dönüşen hukuk okulu öğrencileri hocaları Celâlettin Arif Bey’in teşvik etmesiyle harekete geçti ve mülkiye öğrencileriyle beraber Bab-ı Aliye yürüyerek sadrazam Hüseyin Hilmi Paşa’dan katillerin tutuklanmasını talep etti. Bu topluluk Bab-ı Ali‘den ayrılırken halkın da gruba dahil olmasıyla sayıları on bin kişiyi buldu. Mebusan Meclisi’nin önüne geldiklerinde ise kalabalık yaklaşık elli bin kişiydi. Cenazenin defni merasiminde yüz bin vatandaş hazır bulunurken hükümet bu şekilde protesto ediliyordu.

31 Mart Olayı

İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne karşı yapılan muhalefet kampanyası sonuç verdi ve 13 Nisan 1909 (31 Mart 1325) tarihinde cemiyetin getirdiği birliklerden dördüncü avcı taburu askerlerinin subaylarını hapsederek ayaklanması neticesinde 31 Mart Olayı patlak verdi.

Başlarında subay olmayan ve eli silahlı askerler Ayasofya Meydanında toplanarak şeriat isteriz diye nara atarken ateş ederek Mebussan Meclisi’ni kuşattı. Ardından Harbiye nezaretini ele geçirmeye çalışan Ayaklanmacılar, şeriatın tam olarak uygulanması, hükümetin istifa etmesi, meclisteki bazı mebusların uzaklaştırılması, daha önce görevlerinden alınan subayların tekrar görevlerine atanmalarını talep etti. Bu hadiseler sırasında bir mebus da öldürüldü. İsyanı bastıramayan Hüseyin Hilmi Paşa hükümeti istifa etti. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin en güvendiği birliklerin harekete geçmesinin ardından başlayan olaylar hızlıca büyüdü ve tam bir isyan haline geldi.

İstanbul’daki bu olaylar başta ülke içinde olmak üzere bilhassa Makedonya’da büyük bir etki yarattı. İttihatçılarca Meşrutiyet’in mahvolduğu gibi yorumlar yapılıyordu. Rumeli ve bazı bölgelerden Padişah’a ve hükümete karşı protesto mektupları gönderilirken isyanı bastırmak adına 15 Nisan 1909 tarihinde Hareket Ordusu öncü birlikleri Selanik’ten İstanbul’a doğru yola çıktı. Yola çıkan Hareket Ordusunun İstanbul’a yaklaşması olayların seyrini de değiştirdi. Mahmut Şevket Paşa komutasındaki Hareket Ordusu, 21 Nisan 1909 günü İstanbul’a girmek üzere hazırlıklara başladı. 24 Nisan’da isyan bastırılarak İstanbul’a hâkim olundu. İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne ve Meşrutiyet rejimine karşı yapılan isyan hareketi amacına ulaşamadı.

Bir cevap yazın