Kuzey ve Batı Kafkasya’da Osmanlı Politikası 3

Kuzey ve Batı Kafkasya’da Osmanlı Politikası 3

04/01/2016 1 Yazar: admin

osmanli-devleti-kafkasya-politikasiİstanbul’a gönderilen yazıda (1790/1791) Kabardey ve Besleney temsilcilerin İstanbul’a gitmesi için gerekli yol masraflarının ödenmesi isteniyordu (BA. HAT, 211/11394). Sultana hitaben yazılan başka bir yazıda ise (1791/1792) Çerkes ve Abaza kavimlerinden 20 kişilik bir heyetin İstanbul’a geldiği, “devlet tarafından kendilerine bir konak kiralanacağı, yiyecek ve içeceklerinin karşılanması için bir mihmandar görevlendirileceği, elbise ve harçlık verileceği …” bildiriliyordu (BA. HAT, 229/12578).

Tatar Mehmed’in raporu (3 Eylül 1785) Osmanlı subayları tarafından Anapa’da İslam’ın Çerkesler ve Abazalar arasında yayılması hakkında bilgiler içermektedir. Humbaracıbaşı Hüseyin Ağa’nın “gece gündüz Çerkes ve Abaza kabilelerine Müslüman olun, ahiret var, cehennem var, sonra bana dua edersiniz” diye dini telkinlerde bulunduğu ifade ediliyordu (BA. HAT, 21/1011-C). Hüseyin Ağa’nın “bayram gecesi Abaza ve Çerkes beylerini kabul ettiği” ve “onlara büyük iltifat göstererek İslam’a döndürdüğü” de ayrıca anlatılıyordu (BA. HAT, 21/1011-C).

Osmanlı belgelerinde Rusya ve Osmanlı imparatorluklarının bölgede 18. yüzyıl sonundaki çatışmasının etkisinden kaynaklanan, Kafkas halkları arasındaki karmaşık ilişkiler hakkında bilgiler de yer alıyor. Özellikle, ulaştırma yetkilisi Ahmed’in (1782/1783) takririnde, Gürel3 hanının 6-7 bin savaşçıyla, Çerkeslerle savaşa gireceğini bildiren Kırım hanı Şahin Giray’ın yardımına gittiği, Abhaz prensi Keleşbey’in de bunu haber alınca Çerkeslere destek için ordusuyla yola çıktığı bildiriliyor. (BA. HAT, 10/338). Son Kırım hanı Şahin Giray (1777-1783) Rusya yanlısıydı. Kırım Hanlığı’nın komşusu olan Çerkes toplulukları (Natuhaylar, Şapsığlar) Osmanlı İmparatorluğu’nun müttefikiydiler. Abhaz prensi Keleşbey Çaçba Osmanlı İmparatorluğu’nun himayesi altında bulunmakla birlikte o sıralarda bağımsız hareket ediyordu. Komşu Çerkes topluluklarıyla da ittifak halindeydi. Ancak Şahin Giray Han’ın Çerkesya’ya seferi Kırım Hanlığı’nın Rusya’ya ilhakına bağlı olarak yapılmadı. 8 (19) Nisan 1783 tarihinde II. Katerina’nın “Kırım Yarımadası’nın, Taman adalarının bütün Kuban tarafıyla Rusya’ya ilhakı hakkında” manifestosu yayınlandı. (http: //www. nlr. ru/e-res/law_r/search. php).

Osmanlı belgelerinde, Osmanlı makamlarının Kırım Hanlığı’nda hüküm süren Giray hanedanı temsilcilerinin Çerkesya’dan İstanbul’a getirilmesi konusundaki faaliyetleri hakkında bilgiler bulunuyor. Kırım Hanlığı’nın 1783 yılında ilgasından sonra Girayların bazı temsilcileri kendi bağlılarıyla birlikte Çerkesya’ya sığındılar. Tatar Mehmed’in raporunda (3 Eylül 1785) Bahadır Giray’ın Sultan’ın İstanbul’a yerleşmesi talimatına uymadığı, Rus makamlarıyla işbirliği ve yerli halk arasında Osmanlı karşıtı propaganda yaptığı bildiriliyordu: “Bahadır Giray oraların halkına “size bu paşa ne yapsın, bunu neylersiniz?” diye tahrik ve ifsatta bulunmakta, Ruslarla yazışmakta ve haberleşmektedir. Dolayısıyla o taraftan kaldırılmadıkça ifsat ve fitneden geri kalmayacağı açıktır.” (BA. HAT, 21/1011-C).

1787-1791 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Osmanlı hükümeti Kuzey Kafkasya’da, özellikle de Kabarda konusunda rövanşı almak istiyordu. Bu amaçla Battal Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Kabarda’ya sefer düzenledi, ancak 30 Eylül 1790’da bugünkü Çerkessk şehri yakınlarında Rus ordusu tarafından bozguna uğratıldı. Erzurum ve Trabzon valisi Abdullah Paşa’nın raporunda (1790/1791) Osmanlı makamlarının Kuban’a ve Kabarda’ya daha büyük çaplı sefer hazırlıklarına dair bilgiler bulunmaktadır. Bu sefer için birliğin komutanlığı Abdullah Paşa’ya verilmişti. Raporda Abdullah Paşa’nın sefere çıkma konusundaki isteksizliği açıkça görülmektedir. Abdullah Paşa birliklerin daha dikkatli hazırlanmasının önemini, sefer için gerekli mühimmat, çadır, teçhizat ve erzak miktarını bildiriyordu. Belgede düzenlenmesi istenen sefer için 30-40 bin asker, 40 top ve 200 topçu gerektiği bildiriliyor. Abdullah Paşa bu miktarda asker toplamanın mümkün olmadığını ileri sürerek, gerekçe olarak da Çerkeslere güvenilemeyeceğini gösteriyordu:

Çerkeslerin tutumları bilinir. Devlete bağlı gibi görünmeleri çıkarları içindir. Buralara İslam askerleri gelip kafirlere galip geleceklerini görürlerse belki yardımcı olurlar. Yenemeyeceklerini anlarlarsa her biri bir şey kapıp bir tarafa gidecekleri şüphesizdir. Daha önce Battal Paşa’nın yanında Kabartaylara giden askerlerin durumu malumdur. Bu vakada geri dönen askerlerin nasıl perişan oldukları, silah ve eşyalarının Çerkesler ve kabileler halkı tarafından gasp edildiği ve yollarda türlü meşakkatlere düşerek tamamıyla dağıldıkları bilinmektedir. Maiyyetime verilecek askerlerin de başına aynı şey geleceği için kendi rızalarıyla gitmeleri güç olur. Herhalde zor ve tehditle götürüleceklerdir. (BA. HAT, 147/6192).

Battal Paşa komutasındaki Osmanlı ordusuyla çarpışan Rus birliklerinin komutanı olan Geyman, Çerkes ve diğer Kuzey Kafkasyalı çok sayıda savaşçının (10 bin kadar) Osmanlılar safında çarpışmalara katıldığını belirtmektedir (Vevskaya Şamanov 1985, 128). Abdullah Paşa’nın Çerkeslere güvensizliği Batı Çerkesya’nın 18. yüzyıldaki bağımsız statüsü ile ilgili olmalıdır. Uluslararası antlaşmalara göre (1700, 1739, 1774) Kuban nehrinin Rusya ve Osmanlı imparatorlukları arasında sınır kabul edilmesine rağmen, Batı Çerkesya’nın Osmanlı İmparatorluğu’na bağlılığı göstermelikti. Çerkes liderleri Osmanlı hükümetinin içişlerine karışmasına izin vermiyorlardı ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Sultanlarını sadece halife olarak tanıyorlardı.

Devamı: Kuzey ve Batı Kafkasya’da Osmanlı Politikası 4