Kıbrıs Meselesi (Sorunu)

Kıbrıs Meselesi (Sorunu)

Tarih 10 dersinde işlendiği gibi 1571’de Türk hâkimiyetine giren Kıbrıs’ın yönetimi 1878 Berlin
Antlaşması
’nda arabuluculuk görevi yapan İngiltere’ye geçici olarak bırakıldı.
Osmanlı Devleti’nin I.
Dünya Savaşı’na girmesini fırsat bilen İngiltere, 5 Kasım 1914’te Kıbrıs’ı ilhak ettiğini açıkladı. Türkiye
Lozan Antlaşması ile bu statüyü kabul etti.

Kıbrıs’taki Rumlar, İngiliz yönetimi altındayken Adayı Yunanistan’a
katma idealleri (Enosis) doğrultusunda faaliyetlerde
bulundular. Enosis’i gerçekleştirmek için yapılan ilk önemli
ayaklanma 1931’de görüldü. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Kıbrıs
konusuna daha çok ilgi gösteren Yunanistan, 1951’de Kıbrıs
kendisine verilmesi için İngiltere’ye resmen başvurdu. Bu girişimi
olumsuz karşılanan Yunanistan, 1954’te Kıbrıs sorununu BM’ye
taşıyarak meseleyi uluslararası bir konu hâline getirdi. Kıbrıs’ta
self-determinasyon ilkesinin uygulanmasını isteyen Yunanistan’ın
bu girişimi BM tarafından reddedildi. Bu gelişmeler,
Türkiye’nin Kıbrıs konusunda harekete geçmesinde önemli rol
oynadı. Böylece Kıbrıs sorunu, Türk dış politikasının en önemli
konularından birisi hâline geldi.

1960’tan önce Yunanistan’ın Kıbrıs konusundaki isteklerinin
BM tarafından reddedilmesi üzerine Rumlar, Kıbrıs’ta EOKA yer
altı örgütünü kurarak önce İngilizler, sonra da Türklere yönelik
tedhiş hareketlerine başladılar. Bu örgütün amacı: İngiltere’yi
Kıbrıs an atmak, Türkleri imha etmek ve Enosis’i gerçekleştirmekti.
Yunanistan’ın kışkırtma ve yardımlarıyla Rumların
başlattıkları tedhiş hareketleri genişleyerek bir iç savaş hâlini
aldı. 1959’da Türkiye ve Yunanistan başbakanları Zürih’te bir
araya gelerek Kıbrıs anlaşmazlığını çözümlemek için
görüşmelere başladılar. 11 Şubat 1959’da Kıbrıs’ta bağımsız bir
cumhuriyet kurulması kararı alınarak Zürih Anlaşması yapıldı.
Daha sonra Türkiye, Yunanistan ve İngiltere Londra’da Kıbrıs
Meselesi
’ni ele aldılar. Londra toplantıların sonunda Zürih
Anlaşması esas alınarak bağımsız bir Kıbrıs Devleti’nin
kurulmasına karar verildi. 23 Şubat 1959’da imzalanan Londra
Anlaşması
; Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulma anlaşması, Garanti
Anlaşması, İttifak Anlaşması ve Uyuşma Anlaşmalarından oluşmaktaydı.

Zürih ve Londra Anlaşmaları doğrultusunda 16 Ağustos
1960’ta bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti ilan edildi. Cumhurbaşkanlığına
Rum lider Makarios, yardımcılığına da Türk lider Dr. Fazıl Küçük getirildi.
Kıbrıs’ta sağlanan barış ortamı uzun sürmedi. Yunanistan’ın asker ve silah göndererek desteklediği
EOKA, Türklere karşı yıldırma hareketlerine devam etti. Kıbrıs Türkleri de bu faaliyetlere 1955’te
kurulan Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) vasıtasıyla karşı koymaya çalıştı. Makarios, 1963’te, Türk
toplumu lideri Fazıl Küçük’e, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’ye anayasa değişikliği önerisinde bulundu.

Türkiye’nin Makarios’un yaptığı önerileri reddetmesi, iki toplum arasındaki gerginliği arttırdı. Rum
çeteleri Türk köylerini yakıp yıkarak 25 bin Türk’ü göçe zorladı. 24 Aralıkta “Kanlı Noel” denilen ve 24 Türk’ün
şehit edildiği olay üzerine Türk savaş uçakları Lefkoşa üzerinde ilk uyarı uçuşunu
yaptı.
1964’te Yunanistan’ın Ada ya daha çok asker ve silah göndermeye başlaması üzerine olayların
büyümesinden endişelenen BM Güvenlik Konseyi, Barış Gücü kurulması kararı aldı. Ancak Barış Gücü
Ada ya henüz gelmeden Rum çetelerinin saldırıya geçmesi Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahale
kararı
almasına yol açtı. Ancak bu kararın uygulanmasını istemeyen ABD Başkanı Johnson, yazdığı mektupla
Türkiye’yi kararından vazgeçirmeye çalıştı.

Küba Krizine bağlı olarak 1963’te Türkiye’deki ABD’ye ait
Jüpiter füzelerinin bilgi verilmeden sökülmesi ve Türk-Yunan
meselelerinde ABD’nin Yunan yanlısı politikası iki ülke
arasında güven bunalımına sebep olmuştu. 1964’te ABD
Başkanı Johnson’un mektubu da Türk-ABD ilişkilerini
olumsuz etkileyerek Türkiye’yi SSCB ve Orta Doğu
politikasını yeniden gözden geçirmeye yöneltti.

Aynı yılın sonlarında ABD’nin NATO üyesi ülkeleri, “Çok
Taraflı Nükleer Güç”e katma önerisi Türkiye tarafından kabul
görmedi. ABD-Türkiye anlaşmaları 1966’da yeniden düzenlendi.
1969’da iki ülke arasında imzalanan “Savunma İş Birliği
Anlaşması”nda karşılıklı egemenlik ve eşitlik prensibine yer
verilerek Türkiye, üslerde tam kontrol hakkını aldı.
II. Dünya Savaşı’ndan sonra Batı İttifakı’nda yer alan
Türkiye’nin SSCB ile ilişkileri DP iktidarının son yıllarına
kadar mesafeliydi. Batıdan beklediği ekonomik yardımı
alamayan Türkiye’nin 1959’da SSCB’den kredi talebinde
bulunması ve daha sonra Doğu ve Batı Bloku arasındaki
ilişkilerde yumuşamanın başlaması Türkiye-SSCB ilişkilerini
olumlu etkilemişti. Ancak 1961-1964 yılları arasında Kıbrıs
meselesinde SSCB’nin Akdeniz politikası gereği Rumları
desteklemesi Türkiye-SSCB ilişkilerini durma
noktasına getirdi. Ancak ABD Başkanı Johnson’un
mektubu, Türkiye-SSCB ilişkilerinde bir
dönüm noktası oldu ve karşılıklı eşitlik ilkesine
dayalı ilişkiler başladı. Diplomatik ziyaretlerle
başlayan ekonomik ilişkiler, siyasi ilişkilerin de
gelişmesinde etkili oldu. 1960’lı yılların sonlarına
doğru iki ülke arasındaki ilişkiler üst düzeye
çıktı.

Johnson’un mektubundan sonra yapılan
diplomatik temaslar sonucunda Türkiye Kıbrıs’a
müdahale kararını bir süre askıya aldı. Ancak
BM Barış Gücü’nün Rum çetelerinin Kıbrıs’taki
saldırılarını engelleyememesi üzerine 8-9
Ağustos 1964’te Türk Hava Kuvvetlerine bağlı savaş uçakları Rum mevzilerini
bombaladı. Bu
müdahale Kıbrıs Rum çetelerinin saldırı gücünü
ve genel olma özelliğini kaybettirerek faaliyetleri
sınırlı çatışmalar hâline dönüştürmüştür.

Kıbrıs Meselesi, Mayıs 1965’te Türkiye ile Yunanistan
arasında yapılan ikili görüşmelerle çözülmeye çalışıldı. Ancak
Kıbrıs Rumlarının tutumu ve Yunanistan’da askeri müdahale ile
hükûmet değişikliğinin yaşanması istenilen sonucun alınmasını
engelledi.

1967’de Rumların genel saldırı hareketlerine geçmesi
üzerine Türkiye, Yunanistan’a bir nota verdi. Devam eden olaylar
yüzünden Rumlarla bir arada yaşamanın mümkün olamayacağını
anlayan Kıbrıs Türkleri, 28 Aralık 1967’de “Kıbrıs Geçici
Türk Yönetimi”ni kurdular. Kıbrıs Anayasası hükümleri saklı
kalmak üzere kurulan bu yönetimin başkanlığına Dr. Fazıl
Küçük, başkan yardımcılığına da Rauf Denktaş seçildi.

1968’de meselenin çözümü için Kıbrıs Türk toplumu lideri
Rauf Denktaş ve Rum toplumu lideri Glafkos Klerides arasında
gerçekleştirilen ikili görüşmeler, altı yıl kadar sürmesine rağmen
bir sonuç alınamadı. Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Makarios,
Ada’daki Türklere ekonomik ve sosyal baskılarda bulunarak
göçe zorlayan bir politika uyguladı. Ancak Enosis’in hemen
gerçekleştirilmesini isteyen EOKA üyeleri Yunanistan’dan
aldıkları destekle 15 Temmuz 1974’te Makarios’a karşı bir darbe
gerçekleştirdi. EOKA üyeleri Nikos Sampson’u cumhurbaşkanlığına
getirirken “Kıbrıs Elen Cumhuriyeti”ni ilan ettiler.

Türkiye, Kıbrıs“taki darbenin bir Yunan müdahelesi olduğunu belirtti ve garantilerin ihlâli
saydı.
İngiltere’ye ise ortak hareket etmeyi teklif etti. Olumsuz cevap alan Türkiye, garanti antlaşmasının kendisine
tanıdığı yetkiyi kullanarak müdahale kararı aldı. Türkiye 20 Temmuz’da Enosis’e engel olmak,
barışı yeniden kurmak ve Türklerin güvenliğini sağlamak amacıyla “Kıbrıs Barış Harekâtı”nı
başlattı.

Lefkoşa’ya kadar ilerleyen Türk kuvvetleri, 22 Temmuz’da BM’nin ateşkes çağrısına uydu. Kıbrıs
meselesinin görüşülmesi maksadıyla 25 Temmuzda Türkiye, Yunanistan ve İngiltere, Cenevre Konferansında
bir araya geldi. Görüşmelerden barışı sağlayacak bir sonuç çıkmayınca 14 Ağustos’ta “İkinci
Barış Harekâtı” başladı. Türk birlikleri Ada’nın yaklaşık üçte birine hâkim oldu. Türkiye BM’nin ateşkes
çağrısına uyarak 16 Ağustosta askerî harekâtı durdurdu.
1974 Kıbrıs Barış Harekâtı Türkiye’nin dış politikasında da
etkili oldu. ABD’nin bu harekâtı gerekçe göstererek Türkiye’ye
yapmakta olduğu ekonomik yardımı keserek silah ambargosu
uygulaması, iki ülke arasındaki ilişkileri olumsuz etkiledi. Bunun
üzerine Türkiye, 1969 “Savunma Iş Birliği Anlaşması”nı yürürlükten
kaldırdı ve 1975’ten itibaren Türkiye’deki bütün ABD üs ve
tesislerine el koydu. Ancak 1978’de ABD ambargosunun
kalkmasıyla ilişkiler normale döndü.

SSCB ise Ada’nın bir NATO üssü hâline gelmesi ihtimalinden
endişe duyarak meseleyi uluslararası alana taşımak istedi ve
1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nda Türkiye’ye destek vermedi.
SSCB’nin bu tavrı, iki ülke ilişkilerini durma noktasına getirdi.
Ancak 1980’den sonra Türkiye’nin çok yönlü dış politika izlemeye
başlamasıyla Türkiye-SSCB ilişkilerinde ilerlemeler kaydedildi.

Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan sonra Türklerin kuzeyde,
Rumların da güneyde yerleşmesi yeni bir devlet düzeninin
kurulmasını gerekli kılıyordu. Başlatılan toplumlar arası
görüşmelerden istenilen sonucun alınamaması üzerine Türk
toplumu 13 Şubat 1975’te Rauf Denktaş’ın liderliğinde “Kıbrıs
Türk Federe Devleti”ni kurdu.

BM öncülüğünde Kıbrıs Türk ve Rum toplumları arasında ikili
görüşmeler başladı. 12 Şubat 1977’deki görüşmede taraflar,
bağımsız, bağlantısız ve iki toplumlu bir Kıbrıs Cumhuriyeti’nin
varlığını kabul ettiler. Bundan sonra yapılacak görüşmelerin
çerçevesini oluşturacak olan bu anlaşmaya rağmen, 1980 yılına
kadar yapılan görüşmelerde Türklerin Ada aki siyasi varlığı
Rumlar tarafından kabul edilmediği için sonuç alınamadı. BM
Genel Kurulu, 13 Mayıs 1983’te Kıbrıs Rumlarını “Kıbrıs Hükûmeti” olarak tanıma
kararı aldı. Bu gelişmeler karşısında
Türk toplumu da 15 Kasım 1983’te “Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti”ni kurdu. Türkiye Cumhuriyeti, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni kurulduğu gün tanıyan ilk
devlet oldu.

Buna karşılık, Yunanistan ve Kıbrıs Rum yönetimi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin
bağımsızlık
kararını tanımayacaklarını açıkladı. Başta ABD, İngiltere, Fransa ve SSCB olmak üzere çeşitli ülkeler,
bağımsızlık kararına karşı tepki gösterdiler. Bu arada İngiltere’nin önerisiyle, BM Güvenlik Konseyi
“Ada’da Kıbrıs Cumhuriyeti dışında başka hiçbir hükûmetin tanınmaması” kararını
aldı.