Web sitemize hoşgeldiniz, 04 Ağustos 2021
Tarih Bilimi
Anasayfa » Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi » İtalya’da Faşizmin Egemen Olması

İtalya’da Faşizmin Egemen Olması

İtalya’da Faşizmin Egemen Olması

İtalya, I. Dünya Savaşı’na yeni sömürgeler elde etmek için katılmıştı. Ancak savaş sonunda umduğunu elde edemediği gibi vaat edilmesine rağmen Alman sömürgelerinden ve Anadolu’dan da pay alamadı.

Savaş, İtalya’nın sosyal ve ekonomik hayatında sarsıntılara neden oldu. Aynı zamanda İtalya’da liberal demokrasinin yanında sosyalizm, komünizm gibi akımlar önem kazandı. Bu akımların etkisiyle işçiler, fabrikaların idaresine ve kararlarına ortak olmak istediler. Ayrıca ülkenin her tarafına dağılmış asker kaçakları, terhis olan asker ve aydınların maddi ve manevi beklentileri, işsizlik, iç politikada istikrarı bozdu. Bu durum Benito Mussolini liderliğindeki Faşist Partisinin işine yaradı.

Kasım 1919’da seçimlere ilk kez katılan bu Parti, meclise giremedi ancak ülkedeki karışıklıktan dolayı aydınlar, askerler ve halk arasında hızla taraftar topladı.

1922 Ağustosundaki genel işçi grevi ekonomiyi felce uğratıp ülkeyi karıştırdı. Faşist Partisinin “Kara Gömlekliler”i Napoli’den Roma’ya yürüdü. Darbe yapılmasından çekinen hükûmet istifa etti. İtalyan kralı 30 Ekim 1922’de başbakanlığa Mussolini’yi atamak zorunda kaldı.

Mussolini İtalya’sı

Mussolini, başlangıçta temkinli ve dikkatli bir politika takip etti. Muhalefeti susturabilmek ve tepkileri önlemek adına ilk kabinesinde partisinden yalnızca 3 kişiye bakanlık verdi. Öyle ki iktidarının ilk yıllarında ülkede kanun, hâkimiyet ve kamu düzeni tam anlamıyla kuruldu. Bir yandan sendikaların varlığına saygı gösterilirken diğer yandan özel sektöre güven duygusu kazandırıldı.

O dönemin önde gelen liberal düşünürleri parti sayesinde İtalya’da kanun hâkimiyetinin ve kamu düzeninin kurulduğunu, demokrasinin ülkede yalnızca anarşi ve demagojiye sebep olduğunu belirten yazılar yazdılar. Ancak 1924 yılına doğru İtalya’nın siyasi havası tekrar bozulmaya ve Mussolini’ye karşı muhalefet sesini yükseltmeye başladı.

1924 yılında parlamentoda Mussolini’nin sosyalistler tarafından ağır bir şekilde eleştirilmesi sonrasında meydana gelen olaylar iktidar kavgasını şiddetlendirdi.

Muhalefet 31 Aralık 1924’te Floransa’da büyük bir miting tertip etti. Ancak bu mitingin Mussolini taraftarlarınca basılması, muhalefetten iki gazetecinin öldürülmesi, birçok hukuk bürosunun tahrip edilmesi liberal demokrat muhalefetle, iktidar arasındaki kavgayı şiddetlendirdi. Bunun üzerine harekete geçen Mussolini 1926 yılında eski liberal anayasanın yerine yeni bir anayasa yürürlüğe koydu.

Mussolini 1926’daki ünlü Scala nutkunda “Her şey devlet içinde ve devlet için, hiçbir şey devlet dışında ve başka bir şey için değildir. (…) Birey devletle uyumlu olduğu ölçüde önemlidir.” diyordu. Bütün iktidarı elinde tutan hükûmet atamalarda tek söz sahibiydi ve bütün yetkiler Mussolini’nin elindeydi. Toplumu kontrol etmek için kullanılan başlıca araçlar Mussolini taraftarlarının eline geçmişti.

1927 yılında iş hukukunda yapılan değişikliklerle hür sendikacılığın yerini, korporatif iş yasası aldı. Böylece her meslek grubu bir sendika hâlinde teşkilatlandırılmıştı. Devlet bu korporatif teşkilatlanma vasıtasıyla ekonomiyi kontrol altına almıştı. Aynı yıl ceza yasasında yapılan değişiklik sonucu iktidar partisi dışındaki bütün siyasi partilerin faaliyetleri yasaklandı. Muhalefet milletvekillerinin de parlamento üyeliği kaldırıldı. Böylece tam bir diktatörlük dönemi başladı.

Mussolini dış politikayla ilgili olarak “Sürekli barış ne mümkün ne de faydalıdır. Sadece savaş insan enerjisini en yüksek gerilimde tutar. Savaş dışındaki diğer bütün sınavlar insanı önemli kararlar almak zorunda bırakmazlar. Yalnızca savaş, yaşama ya da yok olma kararlarının alındığı durumdur.” diyordu.

Prof. Dr. Bülent DAVER, Çağdaş Siyasal Doktrinler, s. 131-135’den yararlanılmıştır.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz