İlk Türk Devletlerinde Hukuki Yapı

İlk Türk Devletlerinde Hukuki Yapı

Orhun Yazıtları’ndaki bu metinden de anlaşılacağı gibi Türklerde töre önemli bir yere sahipti. Türklerin kadim tarihinde insanların gerek kendi aralarındaki ilişkileri, gerekse devletle olan ilişkilerini düzenleyen kurallar vardı. Yazılı olmayan fakat herkesin bildiği ve kabullendiği bu kurallara töre (yasa) denilirdi. Ayrıca yöneticilerle yönetilenler arasındaki görev ve sorumlulukların belirlenmesi açısından adına tüz denilen bir tür sözlü anlaşma da mevcuttu.

Töre, Türk toplumunda düzeni sağlayan en önemli değerdi. Başta kağan olmak üzere devlet görevlileri ve halk törelere uymak zorundaydı. Çünkü töre; devletin kuruluşu, işleyişi ve gücüydü. Töreye uymayanlar ağır şekilde cezalandırılır, bu kişiler toplum tarafından da ayıplanırdı. Kamu hukukunun korunması görevi kağana aitti ve kağan töreye aykırı hareket edemezdi. Kök Türk Kağanı İşbara, 585 tarihinde Çin imparatoruna yazdığı bir mektupta “Bizim kuzey bölgemizde idare edilenlerle idare edenler arasında kurulmuş olan kaideleri yaralamaya (bozmaya) ben cesaret edemem.” demiştir. Mektupta geçen bu sözlerden töreye büyük önem verildiği ve toplum ile devlet arasında ahenk içinde işleyen bir düzen olduğu anlaşılmaktadır.

Türklerin töreye büyük önem verdiği “İl (devlet) gider, töre kalır.” atasözünden de anlaşılmaktadır. Töre sayesinde yıkılan bir devletin yerine yenisini kurmak zor olmamıştır. Altay Türk atasözünde “İnsan Tanrısız, kürk yakasız, millet yasasız olmaz.” denilmiştir. Orhun Yazıtları’nda geçen “Töre gereğince amcam tahta oturdu.”, “Ey Türk bodunu, devletini ve töreni kim bozabilir?” ve “O (İlteriş) atalarının töresine göre bodunu teşkilatlandırdı.” gibi sözler, törenin hem toplum hem de devlet açısından önemini göstermektedir.

İlk Türk Devletlerinde Hukuki Yapı 1

Türk töresi; kağanın oluşturduğu töreler, kurultayda oluşturulan töreler ve toplum içerisinde zamanla ortaya çıkan örf ve âdetlerden oluşan töreler olmak üzere üç şekilde oluşturulmuştur.

Kağanın Oluşturduğu Töreler

Türkler, kağanın kanun koyma gücünü Gök Tanrı’dan aldığına inanırlardı. Oğuz Kağan Destanı’nda “…başınıza geçip sana yolu (töreyi) gösteririm.” denilmektedir. Oğuz Kağan’ın ok ve yayı üçe bölüp oğulları arasında paylaştırması ve ülke yönetimini bu şekilde tanzim etmesi, Bilge Kağan’ın; “Ben tahta çıktıktan sonra bunca önemli yasayı dünyanın dört yanındaki halka verdim.” ve “Ben kendim kağan oturduğum için Türk milletini yoksul kılmadım. İli töreyi çok iyi kazandım.” gibi sözleri, Türklerde kağanın yasa koyduğunu ve töreyi düzenlediğini gösterir.

Kurultayda Oluşturulan Töreler

Kurultayda alınan kararlar da Türkler tarafından töre olarak kabul edilirdi. Bu durum Orhun Yazıtları’nda; “Beyler de ulusu da birbirine uygun imişler. O yüzden ülkeyi koruyarak yasalar düzenlemişler.” şeklinde ifade edilmektedir.

Toplum İçerisinde Zamanla Ortaya Çıkan Örf ve Âdetlerden Oluşan Töreler

Zaman içerisinde ortaya çıkan bu töreler kağan tarafından kabul edildikten sonra uygulanabilirdi. Türklerde aile hukuku, miras ve ahlak konularındaki töreler bu şekilde oluşmuş, aile düzeni de belli kaidelerle belirlenmiştir.

Türklerde zamanla oluşan bu töreler, mutlaka adalet ilkesine uygun olmak zorundaydı. İslam öncesi Türk töresini de yansıtan Yusuf Has Hâcip, Kutadgu Bilig adlı eserinde, devlet yönetimini üç ayağı olan bir tahta benzetmiş, bu ayaklardan birinin doğruluk ve adalet olduğunu söylemiştir. Yine bu eserde “Beylik çok iyi bir şeydir. Fakat beylikten daha iyi olan da kanundur ve onu uygulamak lazımdır.” denilmiştir.

Türklerde adalet ilkesinin gereği olarak herkes töreye göre eşitti. Liyakat sahibi kişiler devletin önemli mevkilerinde görev alırdı.

Türk töresi dinamik bir yapıya sahip olduğu için töreler koşullar ve imkânlara göre değişebilirdi. Ancak törelerde değişmeyen hükümler de vardı. Kutadgu Bilig’de törenin değişmeyen hükümleri; könilik (adalet), uzluk (iyilik), tüzlük (eşitlik) ve kişilik (insanlık) olarak belirtilmiştir. Türklerde devlet kuran veya tahta çıkan kağanın ilk işi, atalarından kalan töreyi düzenleyip yürürlüğe koymaktı. Devletin başı olan kağan, aynı zamanda adalet teşkilatının da başıydı. Kağan, şahsına ve devlete karşı işlenmiş suçlarda bizzat yargıda bulunabilirdi. Örnek olarak Avrupa Hun Devleti hükümdarı Attila, kendisine suikast düzenleyen Bizans elçisini devlet adına kendisi sorgulamıştır.

Türklerde ceza hukuku özel intikam alanından çıkmış, kamu hukuku alanına girmiş, bir diğer deyişle işlenen suçların cezası devlet tarafından verilmiştir.

Türklerde özel mülkiyet hakkı vardı. Kış mevsiminde oturulan yerlerde her ailenin kendine ait toprakları bulunurdu. Bu yerler miras olarak bırakılabilirdi. Asya Hunları’nda yargıçlık görevini kağan ile bağlantılı bazı aile bireyleri de yapardı. Hunlarda suçlar iki kısma ayrılmıştı. Ağır suçların cezası idamdı. Hafif suçların cezası ise yüzü yaralamaktı. Hunlarda mahkeme çok çabuk işlerdi ve cezalar on gün içerisinde tatbik edilirdi. Kök Türklerde devlet mahkemesine yargu denilirdi ve yargunun başında kağan bulunurdu. Bu mahkeme, töre ve örfü denetlemekle birlikte, siyasi suçlara da bakardı. Yarguda töre hükümlerini uygulamakla görevli olan yargan adlı kişiler yer alırdı.

Uygur Yazıtları’nda “Töreyi kişi düzenler, kişi ağırlar (uygular), kişi kalkındırır.” denilmesi, Uygurların töreye verdiği önemi gösterir. Uygurların yerleşik hayata geçmesiyle birlikte buradaki hukuk kültürü de oldukça gelişmiştir. Zira Uygurlarda bireyin birbirleriyle, toplumla ve devletle olan ilişkilerini düzenleyen çok sayıda belge mevcuttur. Kira, mal edinme, satış protokolü eşyayı kiraya verme, vasiyet, senet, ortaklık evlat edinme gibi birçok hukuki belge titizlikle düzenlenmiş, bunların üzerine damga vurularak kimse mağdur edilmemiştir. Aşağıdaki metin, o dönemde hazırlanmış bir vasiyetname örneğidir.