Web sitemize hoşgeldiniz, 01 Aralık 2021
Tarih Bilimi
Anasayfa » Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi » Filistin Merkezli Orta Doğu Politikaları

Filistin Merkezli Orta Doğu Politikaları

Filistin Merkezli Orta Doğu Politikaları

Orta Doğu, her zaman küresel ve bölgesel güçlerin ilgi odağı olmuştur. Bu ilgi çoğu zaman çıkar çatışmalarından ve güç gösterilerinden kaynaklanan sorunları beraberinde getirmiştir. Bunlardan en önemlisi hâlâ çözümsüzlüğünü koruyan Filistin sorunudur.

İsrail, İngiliz himayesi ve ABD desteğiyle 1948’de Filistin topraklarının %56’sını işgal ederek kuruldu. Arap-İsrail savaşlarıyla topraklarını genişleten İsrail, aynı zamanda bir milyon insanı mülteci durumuna düşürmüştür. Filistin halkı, İsrail Devleti’nin kurulması ile başlayan uzun dönemli savaş yıllarında sürekli yıkımlar ve saldırılarla karşı karşıya kalmıştır. Filistin’de Yaser Arafat yönetimindeki El Fetih, İsrail saldırılarını tam anlamıyla önleyememiştir. FKÖ’nün ve Filistin halkının sahip olduğu imkânlar, ABD’nin ekonomik ve askerî desteğini alan İsrail’e karşı yetersiz kalmıştır. Yaşanan bütün bu olumsuzluklar Filistin halkında dayanışmanın artmasını ve direniş hareketlerinin ortaya çıkmasını sağlamıştır.

1978-1979 Camp David Antlaşmalarına rağmen İsrail’in 1980’de Kudüs’ü ve 1982’de Güney Lübnan’ı işgali, barışa karşı yaklaşımını ortaya koymuştur. 1982’de Reagan (Regın) Planı ile Fez’de toplanan Arap Zirvesi’nde ortaya konulan plan, iki tarafın görüş farklılıklarını yansıtmıştır. Reagan Planı, Batı Şeria’nın İsrail tarafından güvenlik içinde yönetilmesini ortaya koyarken Filistinliler için bağımsızlığı desteklemeyeceğini belirtmekteydi. Plan, bu özelliğiyle daha önceki Camp David ve 1993’te başlayacak Oslo süreçleriyle benzerlik göstermekteydi. Filistinlilerin ve Arapların ortaya koyduğu plan ise onların genel kanaatlerini yansıtacaktı.

İntidafa (Uyanış)

Filistin’deki İsrail işgaline karşı ilk kez 9 Aralık 1987’de başlatılan halk direnişine verilen isimdir.

1967 Arap-İsrail Savaşı Filistinlilerde “kendi kurtuluşlarını yine kendilerinin sağlayabileceği” düşüncesini ortaya çıkarmıştır. 1987’de yaşanan intifada süreci ile Filistin dünya gündemine gelmiştir. Yaşanan bu intifada sırasında yeni bir halk direniş örgütü olarak Hamas kurulmuştur. Ağustos 1988’de Ürdün yönetimi FKÖ’yü Filistin halkının tek meşru temsilcisi olarak tanıyacağını bildirmiştir. BM, 8 Kasım 1989’da Filistin’le ilgili kararın tavsiyeler kısmında “Komite, Filistin Devleti’nin uluslararası topluluktaki ve BM içerisindeki haklı yerini alması gerektiği düşüncesini ifade eder.” açıklamasında bulunmuştur. Bu gelişmelerin ardından FKÖ, 15 Kasım 1988’de Yaser Arafat’ın devlet başkanlığında bağımsız Filistin Devleti kurulduğunu açıklamıştır. İsrail, ABD’nin baskısı ve kendi kamuoyundan gelen istekler neticesinde yıllarca terör örgütü olarak kabul ettiği Filistin Kurtuluş Örgütü ile barış masasına oturmuştur.

ABD, Körfez Savaşı sonrası Filistin’deki sorunların çözümü için tarafları Ekim 1991’de Madrid Konferansı’nda bir araya getirmiştir. Konferans, 1967’de işgale uğramış olan Batı Şeria ve Gazze konusunda bir çözüm ortaya koyamamıştır. 1993’te başlayan Oslo Görüşmeleri’nde ve 2000’de yapılan Camp David Zirvesi’nde Filistin Devleti’nin kurulmasına yönelik bir sonuç elde edilememiştir. Ariel Şaron’un yaklaşık 1000 askerle Harem-i Şerif’i ziyareti Filistinlilerin protestolarına neden olmuş ve El-Aksa İntifadası adı verilen ikinci intifadayı ortaya çıkarmıştır.

FEZ PLANI

• Kudüs dâhil, İsrail’in 1967’de işgal ettiği topraklardan çekilmesi
• 1967’den sonra işgal edilen yerlerde kurulan yerleşim yerlerinin kaldırılması
• Kutsal yerlerde üç dinin dinsel törenlerinin özgürce yapılabilmesi
• Filistin halkının kendi kaderini belirleme hakkının ve tek meşru temsilcisi FKÖ önderliğinde ulusal haklarının vurgulanması
• Kudüs başkent olmak üzere bağımsız Filistin Devleti’nin kurulması
• BM Güvenlik Konseyinin yukarıdaki kararların uygulanmasını garanti etmesi
• (…)

2002’de İsrail saldırılarının artması üzerine ABD, AB, Rusya Federasyonu ve BM’den oluşan Orta Doğu dörtlüsü sorunları çözmek ve çatışmaları önlemek için bir “yol haritası” hazırlamıştır. Buna göre izlenecek yol şu şekilde belirlenmiştir:

Birinci Aşama: Terör ve şiddet eylemlerine son verilecek, Filistinlilerin durumlarının düzeltilmesine çalışılacak.

İkinci Aşama: İsrail 1967 sınırları öncesine çekilecek, geçici Filistin Devleti kurulacak.

Üçüncü Aşama: Filistin Devleti’nin sınırlarının belirleneceği nihai bir statü antlaşması imzalanacak.

2003’te taraflara sunulan bu maddelerden de olumlu sonuç çıkmadı. BM Güvenlik Konseyi, İsrail’in bu dönemde Gazze Şeridi’ndeki evleri yıkması ve sivil Filistinlileri öldürmesinden dolayı 19 Mayıs 2004’te İsrail’i kınayan (ABD’nin çekimser kaldığı) kararı kabul etti. İsrail’e uluslararası hukukun gözetilmesi gerektiğine dair çağrıda bulundu.

ABD’nin girişimiyle Kasım 2007’de iki taraf arasında Annapolis toplantısı yapıldı. Katılımcı sayısının fazlalığıyla dikkat çeken toplantıda iki devletli yapıya dair görüşmeler 2008’de tamamlandı. Toplantıda altı temel konu (Kudüs, mülteciler, yerleşimciler, sınırlar, güvenlik ve su) çözüme kavuştu- rulacaktı fakat görüşmeler sonunda hiçbir somut adım atılamadı.

2009’da 1500 Müslüman’ın öldüğü ve on binlercesinin evsiz kaldığı İsrail saldırısı, Gazze halkının yaşam koşullarını daha da zorlaştırmış ve barışa vurulmuş en büyük darbe olmuştur. Uluslararası yardımlar İsrail tarafından engellendiği için Gazze, dünyanın en büyük açık hapishanesi hâline dönmüştür. İsrail’in bu uygulamalarına dünyadan somut bir tepki gelmezken Ocak 2009 Davos Zirvesi’nde İsrail, Türkiye’nin tepkisiyle karşılaşmıştır.

Yaşanan bu tarihsel süreçte Filistin sorununa her ülke kendi menfaatleri açısından yaklaşmış ve farklı politikalar ortaya koymuştur. Türkiye, Orta Doğu barış sürecinin savunucusu olmuş, güvenli ve tanınmış sınırlar içerisinde İsrail ve Filistin’in yan yana yaşayacakları bir yapıyı desteklemiştir.

ABD, 1948-1976 döneminde uyguladığı İsrail’i destekleyen politikalarını, 1976-2000 yılları arasında da sürdürmüştür. Bunun yanında ABD’nin zaman zaman İsrail’e desteğini azalttığı dönemler de olmuştur. ABD, Irak Harekâtı’nda Suudi Arabistan’ın desteğini almak için Suudi Barış Planı’ndan yana görünmüş ve İsrail’e yönelik eleştirilerini artırmıştır fakat İsrail’in bütün hukuk dışı uygulamalarına karşı onu siyasi ve askerî (silah satışı) olarak desteklemiştir. 1980 Venedik Bildirisi ile barış görüşmelerinde FKÖ’yü tanıyan ve İsrail’in diğer bölge devletleri tarafından tanınmasını isteyen AB, bölgede İsrail’i suçlamamaya dikkat etmiştir. AB, Araplardan yana net bir tavır ortaya koymamış ve ABD’ye göre daha dengeli bir politika izlemiştir. 1987’deki İntifadaya İsrail’in sert tepki vermesini kınamış ve uluslararası hukuka ve insan hakları ilkelerine uymasını istemiştir.

Kudüs sorunuyla ilgili gerek BM’de gerekse uluslararası hukukta çok sayıda karar alınmıştır. Buna rağmen İsrail’in şehirdeki yerleşim yerlerini ve buralara yerleşen İsraillilerin sayılarını artırma, şehrin dinî mekânlarını tahrip etme, şehirdeki Filistinlileri temel haklarından mahrum bırakma gibi politikalarından vazgeçmemesi, çözüme ulaşmayı engellemiştir.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz