Tarih Bilimi Terimleri

A
abide : Anıt.
akait : Bir dinin öğrenilmesi gereken inançlarının ve tapınma kurallarının tümü.
akıbet : 1. Bir iş veya durumun sonu. 2. Sonuç.
avam : Alt tabaka.
ayni vergi : Para dışında maddi şeyler ile verilen vergi.

B
barbar : Uygarlaşmamış (kavim, topluluk).
Bâtıni : Bâtıniye mezhebinden olan kimse.

C
camedar : Hanedan üyelerinin elbiselerinden sorumlu kimse.
candar : 1. Koruyucu. 2. Muhafız.
cihanşümul : Evrensel.
cihat : Din uğruna yapılan savaş.

Ç
çaşnigir : Sofracı.
çetr : Anadolu Selçuklularında hükümdarlık alameti olarak kullanılan saltanat şemsiyesinin ismi.

D
divan : Yüksek düzeydeki devlet adamlarının kurduğu büyük meclis.
doktrin : Öğreti.

E
entrika : Bir işi sağlamak veya bozmak için girişilen gizli çalışma, oyun, dolap, düzen, dalavere,
desise, hile.

F
ferman : Osmanlı Devleti’nde padişahın verdiği, uyulması gerekli hükümleri taşıyan yazılı buyruk.
fetihname : Bir yerin alındığını müjdelemek için hükümdarların yabancı devlet adamları, şehzadeler,
valiler vb.ne yazdıkları resmî mektup.
fıkıh : İslam hukukunda din ve dünya işleri ile ilgili ana kaynaklardan yararlanarak konulmuş olan
kuralların bütünü.
fidye : Tutsak edilen veya rehin alınan bir kimsenin serbest bırakılması için istenen para.
fitne : Karışıklık, kargaşa.
fütuhat : Zaferler, fetihler.

G
ganimet : Savaşta düşmandan zorla ele geçirilen mal.
garnizon : Bir şehri savunan veya yalnız orada bulunan askerî birlikler.
gaza : İslam dinini korumak veya yaymak amacıyla Müslüman olmayanlara karşı yapılan kutsal
savaş.
gömüt : Mezar, kabir.
gramer : Dilbilgisi.
Grek : Eski Yunan, Helen.
gulam : İslam devletlerinde kölelerden oluşan, hükümdarı korumakla görevli olan askerî birliklerdir.

H
hanedan : 1. Hükümdar, devlet büyüğü vb. bir kişiye dayanan soy. 2. Büyük aile.
haraç : Osmanlı Devleti’nde Müslüman olmayanların devlete ödemekle yükümlü oldukları vergi.
haşa : 1. Eyerin altına konulan kalın kumaş. 2. Keçe.
havari : Hz. İsa’nın öğüt ve inançlarını yayma işiyle görevlendirdiği on iki yardımcısından her biri.
havas : Nitelikler, özellikler.
hörgüç : Devenin sırtındaki tümsek, çıkıntı.
hububat : Tahıl.
hutbe : Cuma ve bayram namazlarında minberde okunan dua ve verilen öğüt.

İ
imtiyaz : Başkalarına tanınmayan özel, kişisel hak veya şart, ayrıcalık.
istişare : Danışma.

K
kabile : Boy.
kadı : Tanzimat’a kadar her türlü davaya, Tanzimat ile Medeni Kanun arasındaki dönemde ise
yalnız evlenme, boşanma, nafaka, miras davalarına bakan mahkemelerin başkanları.
kadim : Başlangıcı olmayan, eski, ezeli
karbonlaşmak : Yanarak ya da ayrışarak karbon durumuna geçme, kömürleşme.
kendir : Kenevir.
koçbaşı : XV. yüzyılın sonuna kadar kullanılan, kuşatılan bir şehrin veya kalenin sur ve kapılarını
yıkmaya yarayan, ön tarafı koçun başına benzeyen ağır direk.
konfederasyon : Birden fazla ülkenin genellikle dış işleri ve savunma alanlarında federasyona göre biraz
daha ılımlı bir bağımlılık içinde ortak politika ve yönetim izleyip diğer alanlarda ise bölgesel
yönetimlerinde serbest bulundukları devletler topluluğu.
konsül : Roma’da her yıl seçilen iki devlet başkanından her biri.
kopuz : Ozanların çaldığı telli Türk sazı.
kotuz : Hükümdarlık sembolü olarak başa takılan tüy.
kut : 1. Devlet idaresinde güç, yaratıcılık ve yetki bakımından sahip olunan üstün güç.
2. İlahi bir kaynaktan gelen rahmet, bereket.
kutsal : Güçlü bir dinî saygı uyandıran veya uyandırması gereken, tapınılacak veya yolunda can
verilecek derecede sevilen, mukaddes.

L
literatür : Edebiyat, kaynak.
liyakat : Bir kimsenin, kendisine iş verilmeye uygunluk, yaraşırlık durumu.

M
maiyet : Üst görevlinin yanında bulunan kimseler, alt kademedekiler.
malumat : Bilgi.
mancınık : Top yapımının bilinmediği çağlarda, kale kuşatmalarında, ağır taş gülle fırlatmakta kullanılan
basit bir savaş aracı.
medeniyet : Uygarlık.
merasim : Tören.
mihrap : Cami, mescit vb. yerlerde Kâbe yönünü gösteren, duvarda bulunan ve imama ayrılmış
olan oyuk veya girintili yer.
mit : Geleneksel olarak yayılan veya toplumun hayal gücü etkisiyle biçim değiştiren alegorik bir
anlatımı olan halk hikâyesi, mitos.
muazzam : Çok büyük, çok iri, koskoca, koskocaman.
mülteci : Sığınmacı.
müneccim : Yıldız falcısı.
mütecanis : Birbirlerine benzer karakterlere veya yapıya sahip parça veya birimlerden oluşan, homojen.

N
nafaka : Geçinmek için gerekli olan şeylerin bütünü, geçimlik.
nevbet : Türk İslam Devletleri’nde sarayda ve bazı özel yerlerde sabah, ikindi, yatsı zamanlarında
çalınan askerî mızıka.

O
ortakçı : Tarlayı, ürünü tarla sahibiyle yarı yarıya pay etmek üzere ekip biçen çiftçi.
otağ : Padişah ve vezirler için yapılan gösterişli ve etekli çadır.

Ö
özerk : Ayrı bir yasaya bağlı olarak kendi kendini yönetme yetkisi olan (kuruluş, devlet vb.),
muhtar, otonom.

P
papirüs : Nil kıyılarında yetişen, sürüngen, çıplak saplı, otsu bir bitki olan Papirüs’ün saplarından
yapılan kâğıt.

R
reform : Düzeltme.
ridde : Bir Müslümanın İslam dininden çıkması anlamında fıkıh terimi.
rivayet : 1. Bir olay, bir haber veya sözü nakletme. 2. Söylenti.
riyâ : İki yüzlülük.
rölyef : Kabartma.
rönesans : XV. yüzyıldan başlayarak İtalya’da ve daha sonra diğer Avrupa ülkelerinde hümanizmin
etkisiyle ortaya çıkan, klasik İlk Çağ kültür ve sanatına dayanarak gelişen bilim ve sanat
akımı.

S
sadak : İçine ok konulan torba veya kutu biçiminde kılıf.
sahabe : Hz. Muhammed’i görmüş ve onun sohbetinde bulunmuş Müslümanlar, ashap.
seki : Oturmak için evlerin önüne taş ve çamurdan yapılan set.
semavi : İlahi.
sentez : Parçaların veya ögelerin bir araya getirilip bir bütün olarak birleştirilmesi.
silüet : 1. Karaltı. 2. Gölge.
skolastik düşünce : İnanç ve bilgiyi kiliseyle, özellikle Aristoteles’in bilimsel sistemini uyumlu bir biçimde
birleştirmeye çalışan Orta Çağ felsefesi.
stel : Dikilmiş, yüksekliği eninden uzun tek bir taştan oluşan bir yapıt.
stratejik : İzlem.
subaşı : 1. Şehirlerin güvenlik işlerine bakan görevlilerin başı. 2. Osmanlılarda kapıkulu süvarileri
arasından, savaş zamanı güvenlik işlerine bakmak, barış zamanı da vergi toplamak işleri
için ayrılan kimse.
sultan : Müslüman, özellikle Sünni hükümdarların kullandıkları unvan, padişah.
süvari : Atlı asker.

Ş
şaman : Şamanlıkta büyü yapan, gelecekten haber verdiğine, ruhlarla ilişki kurarak hastalıkları
iyileştirdiğine inanılan kimse, kam.
Şamanizm : Kuzey ve Orta Asya’da Türkler, diğer kıtalarda da başka topluluklar arasında günümüze
kadar süregelen doğaya tapma, doğaüstü ruhlara inanma temeline dayalı din.
şehzade : Padişahların ve oğullarının erkek çocuklarına verilen san.
şer’i : İslam hukukuyla ilgili.
şûra : Bir alanla ilgili olarak oluşturulan danışma kurulu.

T
tabi : Bağımlı.
tasavvuf : Tanrı’nın niteliğini ve evrenin oluşumunu varlık birliğiyle açıklayan dinî ve felsefi akım.
tefekkür : Düşünme, düşünüş.
tefsir : Kur’an’ın surelerini açıklayarak görüşler ileri sürme ve bunları yazma, yorumlama.
teftiş : Denetim.
teokrasi : Siyasi iktidarın, Tanrı’nın temsilcileri olduklarına inanılan din adamlarının elinde bulunduğu
toplumsal, siyasi düzen.
töre : 1. Bir toplulukta benimsenmiş, yerleşmiş davranış ve yaşama biçimlerinin, kuralların,
görenek ve geleneklerin, ortaklaşa alışkanlıkların, tutulan yolların bütünü, âdet. 2. Hukuk.

U
usturlap : Temel işlevi yıldızların konumunu belirlemek olan çok amaçlı astronomi aleti.

Ü
ülgen : Yüce, üstün, ulu.

V
vakanüvis : Osmanlı Devleti’nde zamanın olaylarını tespit etmek ve yazmakla görevli devlet tarihçisi.
vakayiname : Günü gününe yazılmış olayları içine alan eser, kronik.
vakfiyeler : Bir vakfın şartlarını bildiren belge, vakıfname.
vassal : Avrupa feodal sisteminde, lordlara askerî hizmetleri karşılığında toprak verilen kişi.
veliaht : Bir hükümdarın ölümünden veya tahttan çekilmesinden sonra tahta geçmeye aday olan
kimse.

Y
yabgu : Orta Asya’da kurulan ilk Türk devletlerinde kağandan sonra gelen en üst düzeydeki
yöneticinin unvanı.
yadigar : Bir kimseyi, bir olayı hatırlatan nesne veya kişi.
yağız : Yağız ve kuvvetli, yiğit.

Z
zahit : Dinin yasak ettiği şeylerden sakınıp buyurduklarını yerine getiren (kimse).