Maden Çağı’nda Anadolu

2 Kas

Çayönü ve Çatalhöyük’te yapılan kazılarda ele geçirilen madenî buluntular, insan topluluklarının madeni günümüzden 10 bin yıl kadar önce tanıdıklarını ortaya koymaktadır.

Madenin insan yaşamındaki önemli yerini alması Kalkolitik Çağ ile başlar ancak kullanımı Tunç Çağı’nda iyice yaygınlaşır. Maden Çağı; Bakır, Tunç ve Demir Çağı olarak gruplandırılır.

Tunç Çağı’na adını veren tunç, bakır ve kalay karışımı bir alaşımdır. Maden Çağı’nda yaşayan insanlar, tuncun yanı sıra altın ve gümüş gibi değerli madenleri de kullanmışlardır.

Madenciliğin gelişmesi, iş bölümüne dayalı kent yaşamının da başlamasını sağlamıştır. Bu oluşum giderek ilk bağımsız beyliklerin, ilk siyasal örgütlenmelerin hazırlayıcısı olmuştur.
Yavaş yavaş oluşan bu gelişmeleri en sonunda yazının bulunması (IV. bin yılın sonları) izlemiştir. Yazıyla birlikte, kimi ham maddelere olan gereksinimle ilişkili olarak ticarete duyulan büyük ilgi, ülkelerin birbiriyle ilişkisini güçlendirmiş, böylelikle yeni bir dönem başlamıştır. Bu yeni dönem, daha iyi örgütlenebilen toplumların dönemidir. Tunç Çağı’nda Anadolu ve çevresinde ilk şehir devletleri, ardından da ilk büyük devletler ortaya çıkmıştır.
Tunç Çağı’nda Anadolu’da bulunan önemli yerleşim merkezlerinden bazıları ve özellikleri şunlardır:

Troya (Truva): Çanakkale yakınlarındaki Troya, çevresi surlarla çevrilmiş antik bir kenttir.
1871’de Heinrich Schlieman (Haynrih Şiliman) tarafından keşfedilen bu antik kentte yapılan kazılar sonucu aynı yerde farklı dönemlerde yedi kez kent kurulduğu ve farklı dönemlere ait otuz üç katman olduğu saptanmışır.

elinde-cift-kulplu-kap-tutan-kadin-figurlu-comlek

Truva’da (Çanakkale) bulunan, kadın figürlü çömlek, Anadolu Medeniyetleri Müzesi

Çömlekçi çarkının henüz kullanılmadığı Truva’daki seramiklerin büyük bölümü siyah, gri ve zeytin yeşili rengindedir. Genellikle bezemesiz olmakla birlikte kimi çanaklara tutamaklar (kulplar) yapılmış, insan figürü biçimine sokulmuştur. Bu çanak çömlekler gerek yapım gerekse biçim olarak oldukça özgündür. Troyalıların madencilikteki ustalıkları kazılarda çıkan, kazı başkanı tarafından Almanya’ya kaçırılan hazinelerdeki altın ve gümüş kaplarda, altın süs takılarında kendini gösterir.

 

 

 

 

 

Alacahöyük: Çorum ili Alaca ilçesi yakınlarında bulunan Alacahöyük’teki ilk kazılar Atatürk tarafından başlatılmış, 1935’ten sonra Hamit Zübeyr Koşay ve Remzi Oğuz Arık başkanlığında yürütülmüştür.

Yerleşme alanının yamaçlarındaki 13 kral mezarı, dikdörtgen planlı çukurlara yapılmıştır. Ölü, dizlerini karnına çekmiş durumda (hoker), armağanlarıyla mezarın odasına yerleştirilmiş, sonra üzeri ağaç, çamur ve toprakla örtülmüştür. Zengin mezar armağanları altın, gümüş, elektrum (altın-gümüş karışımı bir maden), tunç ve demirdendir.

altin-taki-ogesi

İdol formundaki altın takı ögesi, Alacahöyük, Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Ankara

Altın süs takılarındaki form, Anadolu’da tarih öncesinde yaşayan uygarlıklara ait kazılarda ele geçirilmiş dinî simge olan idollerde de kullanılmıştır. İdol, tek veya çok başlı stilize edilmiş insanı simgeleştiren heykelciklerdir. Dövme, dökme teknikleriyle üretilmiş bu eserler Anadolu halkının bu dönemde ulaştığı yüksek teknolojinin en canlı kanıtlarıdır. Daha önceki çağlarda pişmiş toprak ve taşlardan yapılan “ana tanrıça” heykelciklerinin, Tunç Çağı’nda daha bir stilize edildiği ve değerli maden ve taşlardan yapıldığı görülmektedir. Büyük çoğunluğu mezarlardan çıkarılan bu heykellerden, Hasanoğlan’da (Ankara) çıkarılan kadın heykelciği dikkat çekicidir.

Tunç Çağı’nda da zengin bir uygarlık yaratan Anadolu toprakları, özellikle Ön Asya’daki başka yerleşim merkezlerinin de ilgisini çekmiştir.

Anadolu’daki bu zenginliği ilk görenler Asurlu tüccarlar olmuştur. Anadolu’nun altın ve gümüşünü çekebilmek için yoğun bir ticaret ağı kuran Asurlu tüccarlar, kurdukları ticaret kolonileriyle Anadolu’ya tunç yapımı için gerekli olan kalayı getirip karşılığında da altın ve gümüş gibi değerli madenleri almışlardır. Bu ticaret yapılırken Tunç Çağı’nı yaşayan Anadolu insanı, Asurlu tüccarlardan yazıyı öğrenmiştir. Tunç Çağı’nın sonlarında yazının Anadolu’ya girmesiyle Anadolu’da uygarlık tarihinin ikinci evresi olan “tarih çağları” başlamıştır. Bu çağa ilk tanıklık eden yerleşim yeri Kültepe’dir.

Kültepe: Asurlu tüccarlar Kayseri yakınlarında bulunan Kültepe’de, bir ticaret kolonisi kurmuşlardır. Kültepe, Anadolu’nun ilk yazılı tarih belgelerinin bulunduğu yer olmasından dolayı ayrı bir öneme sahiptir.

Tunç Çağı’nda Kültepe’de yapılan evlerin temelleri taş, duvarları kerpiçtir.

Yapılan kazılarda cilalanmış, gaga ağızlı ve süzgeç özelliği taşıyan çanak çömlek ile çok sayıda yazılı tablet bulunmuştur.

Tabletler, o günkü Anadolu ve Ön Asya toplumlarının siyasal, kültürel ve ekonomik yaşamı hakkında önemli bilgiler vermektedir.

Kültepe’de bulunan yazılı belgelerden, kentin önemli bir ticaret merkezi olduğu da öğrenilmektedir.

İkiztepe: Samsun’un 55 km, Bafra’nın 7 km kuzeybatısındadır. İkiztepe ören yeri 1941 yılında yapılan kazılar sonucu ortaya çıkarılmıştır.

İkiztepe denmesine rağmen yerleşme alanı iki büyük, iki küçük tepeden oluşur. İkiztepe’de son Kalkolitik Çağ’dan Helenistik Çağ’a kadar yerleşim izlerine rastlanmıştır.

İkiztepe’de yapılan kazılarda çok sayıda boynuzdan yapılmış baltalar, çekiçler, tokmaklar ve figürinler  ele geçirilmiştir.

Kazılar sırasında Tunç Çağı’na ait konut örneklerine rastlanamamıştır. Kazı alanında yer alan sağlam taş yapılar Antik Dönem’e aittir. Dönemin inşaat teknolojisi dramos tipli yeni bir mezar türünün ortaya çıkmasını sağlamıştır.

Dramos çeşitli kültürlerde, toprak altına ya da kayalara oyulmuş oda-mezarların önlerine eklenmiş kuyu biçimli küçük giriş bölümüne verilen addır. Eski Orta Doğu uygarlıklarında ve Antik Dönem’de yer altı mezar anıtına giriş sağlayan yol, koridor, geçit ya da merdiven olarak kullanılmıştır.
İkiztepelilerin yaşamlarını tarımdan çok avcılık, hayvancılık ve balıkçılıkla sürdürdükleri, kazılarda ele geçen av ve besi hayvanı kemikleri ile kılçıklardan anlaşılmıştır.
İkiztepeliler dokumacılıkta da çok ileri gitmişlerdir. Bu da günümüze kadar gelen ve metal eserler üzerinde parçaları kalan çok iyi dokunmuş kumaş örneklerinden anlaşılmaktadır.

dramoslu-mezar-yapisi

İkiztepe’de bulunan dramoslu bir mezar yapısının girişi, Bafra, Samsun

Bir Cevap Yazın